Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bireye Methiye

Üstat, "My Way" şarkısıyla aslında yazının özetini geçiyor. İnsan ne için yaşar? Haz için mi, mutlu olmak için mi, iyi hissetmek için mi, güç elde etmek için mi, istediği şeylere sahip olmak için mi? Hayır. İnsan haysiyeti, karakteri uğrunda yaşar. Nihai haz, geriye dönüp eskittiğin yıllara baktığında "Hamdolsun, ne yaptıysam kişiliğimle tutarlılık içinde yaptım, pişman değilim." demektedir. Nihai haz, içindeki ahlak yasasına bağlı kalmakta, gökyüzündeki ışıl ışıl parıldayan yıldızlar misali istikbaline bu nizam dahilinde ilerlemekte yatar. Pusulası doğru olan mahluk, doğru hedefe doğru istikamette ulaşır. İnsan hiçbir zaman gelip geçici olan günlük hazlara aldanmamalı, bunları hayat gayesi addetme gafletine düşmemelidir. Pek tabii bedensel ve entelektüel haz kaynaklarından muntazaman yararlanmalı; mesele bundan ziyade "hedon"a tapmakla alakalıdır. Beşeri beşer yapan, teşekkül ettiği nizamdır. Toplumsal açıdan baktığımızda bu düzen kendini en ...

Rezalet

"Mutualist bir ilişki mi günahla aramızdaki? Yoksa parazit mi? İyiliğe kötülük kadar yakın mı insan? Yoksa hayatında dengesizlik mi hakim? Haz neden büyük oranda günahlarda gizli?" gibi sorularla muhatap olurken Ramazan'ın ortasında içimdeki soğuk savaşın kızışmasının verdiği huzursuzlukla yine buralarda buldum kendimi. Bu huzurlu atmosfer içerisinde utilitarizm çerçevesindeki eylemleri ile insan maneviyatını yüceltmenin peşinde koşarken kendini bataklığa saplanmış halde buluyor. Kaçtığı şeyden ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın kendini o şeye o kadar yakın hissediyor. Neden? Bir hal ki bu içini tırnaklıyor insanın. Yoksunluğun içerisinde varlığı göremediğinde zuhur ediyor. Nefis titriyor, Şeytan titriyor ve nihayetinde insan da titriyor bu yoksunluk sebebiyle. Cezbedilememiş ruhlar muzdarip bunlardan. Üzerine çökmüş bir moloz yığını ve kara bulutlar ile cebelleşirken çarpık bacakları, köhnemiş bağları ve kumdan kaidesiyle hiçbir güçlüğe mukavemet gösteremiyor, gösterme k...

Müsvedde

Yaşamak... Nasıl? Zaman... İzafiyet? Boşluk... Aslında her zaman ortada olan, lakin her zaman görülmeyen hakikat. Düşünceler ve her şeyin her şeye rağmen devam etmesi. İnsan nedir, ne için yaşar, nasıl yaşamalı? Zamanın durdurulamaz akışı... Verimli geçirip geçirmemek sana kalmış. Peki neye göre verimli? Mutlak doğru var mıdır? Objektivite aslında genelleşmiş subjektiviteden ibaret değil mi? Her insan ayrı bir dünyadır. Leviathan'a teslimiyet... Şartlı kabullenimler. Toplum? Bireyi yok eden yapay teşekkül. Toplumsuz yaşam? İmkansız. Akıl... Sözüm ona insanın güvenebileceği tek şey. Bu karmaşıklığa, keşmekeşe son verebiliyor mu? Hayır. Denge, homeostasi. Kararında olma, radikalize olmama. Olmak, lakin hakikatte olmamak. Olmamış bir yazı.

Geçmiş Üzerine

Birçok insanın dert yandığı bir durumdur geçmişi unutamamak. Yaptığı hataları, yanlış hareketleri bir türlü silemez hafızasından. Keşkelerle geçirir koca bir ömrü. Öte yandan bazıları da vardır ki çabucak unutur,  hiç olmamış gibi yaşar geçmişini. Küçük bir kısım da geçmişte yaptığı davranışlardan ders alarak geleceği inşa eder; geçmişi silip, atmaz hatalarını görmezden gelmez, aksine onlar beni olgunlaştırdı der. Nitekim Hz. Mevlana “Hamdım, Yandım, Piştim” diyor. Yanma aşaması insanın canını yaksa da sonucunda bir eser ortaya çıkıyor. Kainatın mükemmel ve bir o kadar da esrarengiz eseri olgun insan.

Arsız Kadın

Yürümek, çıldırırcasına gitmek Tenha yanına arsız kadının Pembe ruhunu karalar gibi Bir martı kanadı süpürür sokağı Müthiş bir istek ve tereddüt ile Varınca yanına arsız kadının Karanlık ruhumu ağartır gibi Bir ışık hüzmesi yıkar sokağı Sokak bile çekine çekine Vardı yanına arsız kadının Martı kustu eteğine Karanlık bir hınç aldı aydınlığı

Sıkkın ve Bıkkın Kalemimden

Evrendeki tüm fizik kuralları neden bildiğimiz şekliyle var oldu? Yüksekten bırakılan bir cismin havaya uçtuğu bir kural neden bizim evrenimizde var olmadı? Gezegenlerin küp şeklinde olduğu ve harmonik hareket yaptığı bir evren neden değil bizimkisi? Fiziğin ve evrendeki diğer tüm bilim dallarının tamamen cüzi iradelerimizle neden öyle olduğunu sorguladığımız gerçekleri açıklamak için var olduklarını sanıyorum. Aksi halde insan gerçekten kafayı yiyebilirdi. Diğer yandan insan kendi içine de yöneliyor, varlığının kaynağını merak ediyor. Sıkıştırıldığı boyutları aşmak, boyutlardan bağımsız olanı bulmak istiyor. Her şeyin merkezini, idrak noktasının sonuna varmayı arzuluyor. Yine boyutlar arasına ve cüzi iradesinin içerisine sıkışmış insan düşüncelerinde kayboluyor, bir ilerleme katedemiyor. Bu esaretin farkına varamayan insan gayet memnun, zevk-ü sefa içerisinde yaşıyor. Dünyada var olan tüm hazları tatmaya, her çiçekten bal almaya soyunuyor. Neden? Çünkü doldur boşalt mekanizmamız v...

Çok Kişilikli İnsan

Biraz ilginç gelecek ama yukarıdaki başlıkta aslında insanın normal bir özelliğini söylüyorum. Hastalık olarak beynimize işlenmiş olması bu gerçeği değiştirmiyor. Örnek vermek gerekirse hepimiz günlük yaşamımızda kişiliğimizi bir heykeltıraşın biçimsiz taşa şekil vermesi gibi yontuyoruz, bu da yeni bir kişilik sahibi olmamız demek. Sebebi ise açık, ortam değiştirmekten kaynaklanıyor bu durum. Bir ortamda lider rolünü oynarken diğer ortamda pasif kalabiliyoruz.