Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Podcast: Kişilik

İlk podcast çalışmamızı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Dilimiz döndüğünce "kişilik, karakter, mizaç" kavramlarını konuştuk ve irdeledik.

Boş Vakit

Yazık, çok yazık, mütemadiyen tenkit ettiğim üretkenlikten uzak yaşam tarzına kendimi teslim ettim, en kötüsü de bunu bilmeme rağmen müdahale etmiyor olmam. Hiçbir zaman susmayan zihnimdeki "ders çalış" komutuna kulak asmamayı geçtim, artık ne güzel bir film veya anime izliyor, derin ve kişiyi düşünmeye sevk eden kitaplar okuyor, bir şeyler yazıp çiziyorum, ne de bilgi müktesebatımı geliştirmeye çabalıyorum. Varsa yoksa oyunlar ve oyunlar, oyunlar ve oyunlar. Neden bu kadar itici geliyor süper-egomun işaret ettiği eylemler, açıkçası tam manasıyla idrak edebilmiş değilim. Aslında çok basit bir nedeni var: Canım istemiyor. Ama bunun altında yatan sebepler neler, esas soru bu. Malum hadiselerin bahşettiği bu boş zamanı iyi değerlendirmek gerek. Yabancı kaynaklarda "time management" şeklinde ifade edilen zaman yönetimi ne kadar vurgulanırsa vurgulansın önemi teslim edilemeyecek bir mefhum. Gayet tabii dinlenmeye, oyun oynamaya, stres atmaya muhtacız, lakin bu dinl...

Namütenahi

O anı beklemekteyim, o an ki İçinde olduğum anlamsız döngü ve tekdüze birliktelikleri Yıkmaya muktedir Asla gelmeyeceğini bile bile Tahayyül eder durur zihnim Bir kapı açılır derinlerde Üzeri örtülü nice umutlar fışkırır Seni de çıkartır beraberinde Kıyıya vurmuş bir bebek masumiyeti Gözlerinde Sonra sular çekilir, o kapılar kapanır Kokuşmuş ve kasveti kahreden bir hava çöker güne Bu kötü döngü Namütenahi Öyle telakki ediyorum Ve yelken açıyorum hiçliğe Soğuk bir rüzgar vurduğunda yüzüme Saçlarımı savurduğunda bir yana Hala hatırlarım o anı Bir güneş doğar içime geceden Bir ışıltı belirir uzaklarda Sen ve o gün hiç gelmeyen Şapşalca yine de beklenen

Hisar

İnsanlar her fırsatta günlük yaşantılarından duydukları memnuniyetsizlikten bahis açar, buna mukabil içten içe her türlü değişime cephe alırlar. Rahata alışkın varlıklarız, iniş çıkıştan ziyade denge hâlini arzuluyoruz. Zaman zaman sıkılsak da, konfor alanımızın çizdiği sınırdan bunalsak da bunların muhassalası duvarları yıkmaya, dengeyi bozmaya yeterli değil. Netice? Risk almıyoruz. Büyük başarıların çizgiden saparak alınan radikal kararlar ile kazanıldığını biliyoruz, önümüzde yaşamımıza büyük esenlik ve saadet bahşedecek potansiyelde kazanımlar var, içimiz içimizi yiyor ama o riski almıyoruz. O riskin alınmasını salık verecek değilim. Ama benim ne yapıp ne yapmadığımdan bağımsız olarak, o risk, o radikal değişim, o potansiyel kazanım orada, karşımızda. Hayran olmaktan kendimi alamıyorum. Ne ulvidir benliği çepeçevre ihata eden kudretli hisar, ne uludur değişime geçit vermeyen burçlar. Kuşkusuz, surlarında büyük bir kaosu tutuyor. Hayıflanmamalı. Teşekkür etmeli. Görsel:...

Köstek

Şaka gibiydi. Kötü bir şaka. İstemsizce bir kahkaha savurdum. İdrak etme niyetinde değildim; tüm varlığımla reddetmek, ihtimal vermemek, "Yok yahu, olur mu öyle şey?" demek için çırpınıyordum sağduyuya karşı. Beyhude. Aklıselimin galibiyeti aşikârdı. Yüzüme kuvvetli bir yumruk yemiş, yere serilmiş, küçük düşürülmüş, mağlup olmuştum. Mücadele verip de bozguna uğramak gurur kırıcıydı. Nispeten yolunda giden tek saha da alaşağı edilmişti. Güvendiğim, arkasında durduğum esaslara karşı sembolik bir zafer. Daha da fazla yıkılamazdı Sezar, ama yıkmışlardı işte. Sen de mi Brutus, Casca, Cassius, Decimus? Nisanda göklerde uçarken mayısta vurulmuştum. Çıkarılması gereken dersler, tespit edilmesi gereken hatalar var kuşkusuz, aynı zamanda devam edilmesi gereken bir mücadele, terakkiye muhtaç bir yaşam. Hayat bu işte.

Müspet bir adım

Kafamdaki kurtları ayıkladım bugün Eski püskü bir sergi üzerinde kuruttum  Beklettim kanatlanıncaya dek  Nihayet kanatlarını takıp havalandılar Uçtular gecenin karanlığına Karınlarında onca kirli anıyla Keder dolmuş kursaklarına Her kanat çırpışlarında Zehir içmiş çilekeş kurtlar  Şahit olup dünya kargaşasına  Şiştikçe şiştiler boyunca Sonra aniden infilak ettiler  Yağmur oldular ziftten damlalarla Deldiler göğü kulakta ince bir çığlık Kara bir haberi haykırırcasına Küçük damlalar balyoz olup İndiler pembe tozdan başlara        

Yolun Başı

"Kuşkusuz, sayısız kez hata yaptım, reddedemem, ama söyle bana, hiç mi affettiremedim kendimi?" Çehresini tüm vahşiliği ile çevreleyen tebessüm bin söze bedeldi. "Hayır." "Eskittiğim yıllar, karıştırdığım sayfalar, bitirdiğim mürekkepler?" "Hayır." "Mutlu kıldığım insanlar, dinlediğim pek çok dert, verdiğim bir avuç cesaret?" "Hayır." "Dilimin ucuna gelmesine rağmen sarf etmediğim küfürler?" Kahkahayı bastı. "Lütufta bulunmuş efendimiz!" Artık sabrım taşmıştı. "Namussuzların en namussuzu, cehennemin dibinden de alçak olan alçak, nankörlerin biricik kıdemlisi, söyle, nasıl affettirebilirim kendimi?" "Affedilmeyeceksin." Dürüstlüğü takdire şayandı. Yazık. Çok yazık. Hâlbuki yolun başındaydım. Güz yağmurunun ıslattığı, ışıl ışıl hayat kokan zeytin ağaçlarının eşlik ettiği bu basit yokuşun daha gidilecek çok mesafesi vardı. Yazık. Çok yazık. Hâlbuki     daha         yo...