Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sürur Örtüsü

Sahte sürur örtüsünün Örttüğü solgun ve ıssız ruhlar Fütursuzca uzaklaşıp karanlık yanından Yedi kurşunu kasvetin bağrından Usanıp yontmaktan, yontulmaktan  Hiçliğin içinde var olmaktan Bir şeyler var ruhta budaklanan Haykırdı ve sızlandı puslu yanından  Kulak kabartıp duyulmaz Dertle yüklü acı mırıltılar Çevirir manaya kelle adam  Kurtarıp amansız çığlığı uslu yanından Sergiliyor kendini buzda kan Kusmuş tatsız yanını burnundan Pısırık bir adam içine revan Eridi ruhu kapkaranlık bir kordan 

Misliyle Kâfi

"Sevmeyi bilmiyoruz." dedi bir gün aziz dostum, sevdiklerimize hissiyatımızı yansıtamadığımızdan dem vurdu. Üzerinde mülahaza etmeye değer bir konu. Şu soruyu sormalı: Aşk âşığı mı, yahut maşuğu mu ilgilendirir? Leyla ile Mecnun misali, duyulan aşk kaynağını maşuktan almakla beraber artık mahiyet değiştirmiş, özünden çok farklı bir şekil almıştır. Şöyle demeli: Ben artık sana değil, zihnimdeki "sen" ideasına âşığım. Senin bu aşktan haberdar olman önemli değil artık, çünkü bu aşk, senin mevcudiyetini aştı ve arşa yükseldi. Aşk, nihayetinde aşk için yaşanır. İdeadan ziyade esasen faniye duyulan bir sevgi, aşk mevzubahisse? Önceki çıkarımlar sabittir. Şöyle demeli: Aşk gibi mukaddes ve ulvi bir hisle müşerref olmak, faninin hissiyata vâkıf olmasından çok daha mühimdir. Vasıta ve süreç, gaye ve neticeden üstün gelmiştir; daha değerlidir, daha önemlidir. Realiteye dönmek gerekirse? Aziz dostum, pek tabii sevdiğin kişinin; kalbinde büyüttüğün zarif, masum, insanın iç...

Bozkırkurdu

"İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez." Ne anlamlı bir söz, değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, suda değil. Ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil! Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa, bunda ileri bir noktaya ulaşabilir; ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda boğulur. Bozkırkurdu, Hermann Hesse Detaya kafa yormayan gamsız kimselere imrenmek gelir içimden bazen, ancak pek kısa zamanda yerini, sefil ruhlarına duyduğum acıma duygusuna bırakır. Zihnimi parçaladığım meseleler yabancıdır onlara; benliğimden taşarak kağıda dökülen tutkularım, saf hissiyatım yabancı bir dil gibi gelir. Nefretle, tiksintiyle bakarım, hatta bakışımı sakınırım bu zavallı insancıklardan; lakin mevzubahis, haklarında menfi düşünmemden ziyade onları yok saymamdır. Ürkek ve yabani bendeniz, aidiyet hissetmediği bu çevre...

Sığ Bir Boşluk

Hissediş içinde karanlığı besliyor Bir kapan kapanıyor üzerine günün Bir çocuk bağırıyor kaldırımda Kenara atılmış bir defter İçinde haykırışı yazıyor Sallanıyor bir fanus içinde ruh Keskin kenarlı acı veriyor Soludukça bu ağır kasveti Nahoş bir sarhoşluk veriyor Bir sanrı olmalı bu Ağaç, simsiyah yaprakları Eski evler uzlaşmış gibi sırt sırta Biçimsiz silüetini gösteriyor Yürüyor dokunmadan silik bir tip Sokak kedilerinin gözünde de bu ilgisizlik Hayır bu sokak benim değil bu ruh İçimi kemiren sığ bir boşluk

Efsun

o küçücük gözlerine bütün bir dünyayı sığdırabilirdim kulağımda hoş bir sada zihnimde bütün bir bediiyet tek teessürüm ise seyreylemek uzaktan uzaklardan işitmek özlem duymak lakin gücenmek, kırılmak, ıstırap yok! müsterihim, müşerrefim, mesudum varlığınla, var oluşunla haydi, çal bir daha kulağımda hoş bir sada zihnimde bütün bir bediiyet!

Gökten Geniş

Gökten geniştir insan beyni Koyarsanız yan yana ikisini Biri içine alır ötekisini Kolaylıkla, yanında sizi Denizden derindir insan beyni Tutarsanız mavisi mavisine Biri yutar ötekisini Sünger ile kova gibi Tanrı ağırlığındadır insan beyni Kaldırırsanız dirhemi dirhemine Farklılık gösterir birbirinden Hecenin sese olduğu gibi Emily Dickinson Bu mertebede kudrete sahip zihnimi boyunduruğa vurduğumu fark ettim; umursamadan, acımasızca. Sözüm ona ilerlemiş medeniyetin efendisi bizler, yüzyıllar öncesinin beşerinden bilimsel ve teknolojik manada üstünüz belki, ancak vücut verdiğimiz canavarlara köle olarak felsefi ve ahlaki melekelerimizi körelttik, katlettik. Pek çok dille, kadim öğretilerle donanımlı eski çağın mütefekkirleri zihinlerini entelektüel bediiyetle doldururken bizler ne yapıyoruz, ne hâldeyiz? Geçmiş beş yılın dahi muhasebesini yapmaktan yoksun; şüphe etmekten, tarihten günümüze miras kalmış irfanı temin etmekten, her şeyden önemlisi düşünmekten yoksun bir ...

Işığa Doğru

Mutluluk ve zevk veren muhabbetin ardından attığımız kahkahalar nihayetinde dinmiş, yerini hakikat kadar soğuk bir sessizlik almıştı. Zihnimizi dolduran bedbaht ve menfi fikirleri bertaraf etmeyi ilk başaran yine ben olmuştum, sahte bir tebessüm takındım ve zifirî karanlığı parçalayan parlak ışığa işaret ettim. "Kim düşünebilirdi çıkmazda bir çıkar yol olacağını... 'Gökten daha geniştir insanın beyni.' İşte bu sebatımızın ödülüdür dostlarım, her türlü umutsuzluğa ve defaatle benliğimizde tahakküm kuran teessüre rağmen filizlenen umudun meyvesidir. Siz de biliyorsunuz ki artık o ışığın ardındaki bilinmezin bir önemi kalmamıştır. O yolu arşınlamaya mahkûmuz; bilinmeze yürümeye, risk almaya, bizi bekleyen her ne ise ona rağmen ilerlemeye mahkûmuz. Başka seçeneğimiz yok, başka yolumuz yok. Zarlar atıldı." Mütereddit izler yavaş da olsa çehrelerden silinmeye başladı; vücudumuzu kuşatan kararlılık, inanç ve cesaret, her şeyi bitirecek ve başlatacak adımları atmamızı tem...