Ana içeriğe atla

Günlük Mülahaza


Ne ile başlayacağımı bilemedim açıkçası. Uzun zamandır yazamamanın verdiği mahcubiyet ve teessürü mü konuşmalı, kara bir bulut gibi üstüme çöken ve arkası kesilmeyen sınavlardan mı bahis açmalı, gönül işlerinden mi dem vurmalı, yoksa didaktik bir şeyler mi karalamalı? Görüyorsunuz, yazacak çok şey varmış aslında. Peki niye yazmadım geçen bir aydan uzun sürede? Bir türlü o anı yakalayamadım sanırım azizim; onun hak ettiği süreyi ya dost meclislerine, ya pek sevgili animelere, ya da aklımı çelen bilgisayar oyunlarına kaptırdım. Pişmanlığımı gizleyemeyeceğim. Eski yazılarımı okumayı seviyorum, o anki hâletiruhiyem, fikriyatım üzerine bir kesit sunması, bunların kayda geçirilmiş olması bana ayrı bir haz veriyor. Yazmamın esas nedenlerinden biri telakki ediyorum, pastanın diğer büyük payı ise bizzat yazmanın verdiği hazza ait. Bu kadar önem atfettiğim, şahsımı bahtiyar kılan uğraşa gereken değeri vermemiş olmam, bu hakikatle şimdi yüzleşmem müteessir kıldı bendenizi hakikaten. Yazmalı muhterem okuyucu, mütemadiyen kanatlanıp arşa yükselen minik fikirleri havada yakalayıp usulca kâğıda geçirmeli, ölümsüzleştirmeli. Daha çok yazmaya gayret edeceğim artık, akdim olsun vesselam.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hisar

İnsanlar her fırsatta günlük yaşantılarından duydukları memnuniyetsizlikten bahis açar, buna mukabil içten içe her türlü değişime cephe alırlar. Rahata alışkın varlıklarız, iniş çıkıştan ziyade denge hâlini arzuluyoruz. Zaman zaman sıkılsak da, konfor alanımızın çizdiği sınırdan bunalsak da bunların muhassalası duvarları yıkmaya, dengeyi bozmaya yeterli değil. Netice? Risk almıyoruz. Büyük başarıların çizgiden saparak alınan radikal kararlar ile kazanıldığını biliyoruz, önümüzde yaşamımıza büyük esenlik ve saadet bahşedecek potansiyelde kazanımlar var, içimiz içimizi yiyor ama o riski almıyoruz. O riskin alınmasını salık verecek değilim. Ama benim ne yapıp ne yapmadığımdan bağımsız olarak, o risk, o radikal değişim, o potansiyel kazanım orada, karşımızda. Hayran olmaktan kendimi alamıyorum. Ne ulvidir benliği çepeçevre ihata eden kudretli hisar, ne uludur değişime geçit vermeyen burçlar. Kuşkusuz, surlarında büyük bir kaosu tutuyor. Hayıflanmamalı. Teşekkür etmeli. Görsel:...

Sığ Bir Boşluk

Hissediş içinde karanlığı besliyor Bir kapan kapanıyor üzerine günün Bir çocuk bağırıyor kaldırımda Kenara atılmış bir defter İçinde haykırışı yazıyor Sallanıyor bir fanus içinde ruh Keskin kenarlı acı veriyor Soludukça bu ağır kasveti Nahoş bir sarhoşluk veriyor Bir sanrı olmalı bu Ağaç, simsiyah yaprakları Eski evler uzlaşmış gibi sırt sırta Biçimsiz silüetini gösteriyor Yürüyor dokunmadan silik bir tip Sokak kedilerinin gözünde de bu ilgisizlik Hayır bu sokak benim değil bu ruh İçimi kemiren sığ bir boşluk

Sistem

Algılarımızın yönetildiği hakikatini ispata gerek yok sanırım. Buna insanın fevkalade gelişmiş olan adaptasyon özelliği de eklenince tabiri caizse tam bir kuklaya dönüşüyoruz. Muazzam bir sistemin parçasıyız, ailesinden tutun devlete ve devletlerin teşekkül ettiği büyük dünya nizamına kadar her şey oldukça kompleks sistematik yapılardan ibaret. Bu büyük makinenin küçük bir dişlisi olduğumuz hakikatini gölgelemek için hem dışarıdan hem de bizatihi içeriden gelen uyaranlar vasıtasıyla yalancı bir hürriyete sahip olduğumuz kanısına varıyoruz. İstediğim şeyi izleyebilir, dinleyebilir, oynayabilir ve düşünebilirim. Peki eğitimi reddetmek? Devletin ve toplumun çizdiği öğrenci-meslek sahibi-evlat sahibi-emekli rotasından kopabilmek? Hayatının 3/4'ünü nizama adamaktan kaçınmak? Kendimi gülümsemekten alıkoyamıyorum ve ekliyorum: İmkansız.